Yük cuma akşamı mağazanın arka kapısından girdi, irsaliye imzalandı, sürücü yola çıktı. Cumartesi ve pazar mağaza kendi ritmindeydi; kasalar soğuk odaya alındı, kimse tek tek açmadı. Pazartesi sabah reyona çıkarılırken paketlerin bir bölümünün bozulduğu görüldü. Hasarın nerede oluştuğu daha yeni tartışılmaya başlanırken, bildirim takvimi cuma akşamından beri işliyordu.

Türk Ticaret Kanunu'nun 889 uncu maddesi bu takvimi üçe ayırıyor. Dışarıdan açıkça görülen zıya veya hasar en geç teslim anına kadar bildirilmezse, eşyanın sözleşmeye uygun olarak teslim edildiği varsayılıyor. Maddenin ikinci fıkrasına göre açıkça görünmeyen hasar teslimden sonraki yedi gün içinde bildirilmezse aynı karine geçerli oluyor. Gecikme ise kendi kulvarında yürüyor: üçüncü fıkraya göre gönderilen, teslim süresinin aşıldığını teslimden itibaren yirmi bir gün içinde bildirmezse gecikmeden kaynaklanan hakları sona eriyor. Yani burada kanun bir varsayımla yetinmiyor, doğrudan hakkın bittiğini yazıyor.

BildirimSüreBildirim yapılmazsa
Açıkça görülen hasarTeslim anına kadarSözleşmeye uygun teslim karinesi
Gizli hasarTeslimden sonra 7 günAynı karine
Gecikmeden doğan zararTeslimden itibaren 21 günGecikme hakları sona erer

Takvimi kendi tarihlerinize oturtmak bir dakikalık iş. Cuma akşamı teslim aldıysanız yedinci gün ertesi haftanın cumasına düşer; kasayı pazartesi sabah açtığınızda üçüncü gündesiniz demektir ve ölçüm, fotoğraf, iç yazışma ve bildirimin gönderilmesi için önünüzde dört gün kalır. Sayacı eşyanın teslim alınması başlatır; kabın açılması sayacı ne durdurur ne de yeniden başlatır. Dolayısıyla hafta sonu boyunca kimsenin kasaya bakmamış olması yedi günün içinde sayılır. Madde bu süreyi iş günü olarak da nitelemiyor; metinde yalnızca teslimden sonraki yedi gün yazıyor. Aynı hesap sabah teslimlerinde rahatken, akşam ve hafta sonu teslimlerinde daha dar bir zaman bırakır. Kapıda her kasayı açma imkanı olmayan mağazalarda yedinci günün hangi tarihe düştüğü irsaliyenin üstüne şoför oradayken yazılırsa, pazartesi sabah kimse takvim aramaz.

Bildirimin içinde ne yazması gerekiyor. Birinci fıkra, bildirimin içeriğine tek cümlelik ama sert bir ölçü koyuyor: zararın gerekli açıklıkla belirtilmesi ve nitelendirilmesi şart. "Mal bozuk geldi" cümlesi bu ölçüyü karşılamaz; hangi sevkiyat, hangi irsaliye numarası, kaç koli, hangi ürün, kap ne zaman ve kim tarafından açıldı, açıldığında ne görüldü; hepsi yazının içinde durmalıdır. Nitelendirme de ayrı bir iş; çünkü çözülme, ezilme, ıslanma ve gecikme aynı maddenin farklı fıkralarına ve farklı sürelere bağlanıyor. Fotoğraflar, kaydedicinin çıktısı ve mağaza kapısında ölçülen ürün sıcaklığı aynı dosyada durursa, yedinci günde giden yazı bir iddia olmaktan çıkar, izlenebilir bir anlatıya dönüşür.

Bu adımların hepsi aynı zincirin üstünde durduğu için bildirim takvimi de depodan mağazaya dağıtım planının bir parçası oluyor.

Bildirim hangi yoldan gidiyor

Dördüncü fıkra biçim şartını bir yandan sıkılaştırıyor, diğer yandan kolaylaştırıyor. Teslimden sonra yapılan bildirimin yazılı olması şart, ancak aynı fıkra bildirimin telekomünikasyon araçları yardımıyla da yapılabileceğini söylüyor ve bildirimde bulunanın kim olduğu herhangi bir şekilde anlaşılıyorsa imza aramıyor. Asıl belirleyici cümle sonda duruyor: sürenin korunması için bildirimin zamanında gönderilmiş olması yeterli. Yedinci günün akşamı çıkan yazı, karşı taraf onu sekizinci gün okusa bile süreyi korur; tarihi belirleyen an ulaşma değil, gönderme anıdır ve gönderim kaydı bu yüzden yazının kendisi kadar değerlidir. Beşinci fıkra teslim sırasında yapılan bildirime ayrı bir kolaylık tanıyor: bildirim, eşyayı teslim eden kişiye yapılmışsa yeterli sayılıyor, yani kapıda yapılan tespiti şoföre söylemek işi görür.

Biçim, iş bildirimden ihtara döndüğü anda sertleşiyor. Kanunun 18 inci maddesinin üçüncü fıkrası, tacirler arasında karşı tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe veya sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbar ve ihtarların noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla ya da güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemiyle yapılmasını arıyor. Aynı biçim 855 inci maddenin dördüncü fıkrasında bir kez daha karşımıza çıkıyor: gönderen veya gönderilen, taşıyıcıya karşı haklarını bir yıl içinde bu fıkraya uygun şekilde istemişse, o hakları def'i olarak her zaman ileri sürebiliyor. Depo müdürünün akşam attığı mesaj yedi günlük sayacı korumaya yeter, fakat bu iki adımın yerini tutmaz. Kanunun sustuğu yer de burasıdır: kasayı kimin, kimin huzurunda ve hangi tutanakla açacağını 889 uncu madde yazmıyor, o kısım sözleşmeye ve mağazanın kendi mal kabul yordamına kalıyor.

İmzalanan senet neyi varsayıyor. Karşı tarafın elindeki en güçlü kağıt taşıma senedidir. Kanunun 858 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre iki tarafça imzalanmış senet, eşyanın ve ambalajının teslim alındığı sırada dış görünüşü bakımından iyi durumda bulunduğuna ve paket sayısının, işaretlerinin ve numaralarının senetteki kayıtlara uygun olduğuna karine oluşturur. Bu karineyi kıran şey, senedin üzerine haklı bir sebeple yazılmış çekincedir; aynı fıkra, kayıtların doğruluğunu denetleyecek uygun araçların bulunmamasını da geçerli bir çekince sebebi sayıyor. "Kapak buğulu, üç koli ıslak" gibi tek bir satır, pazartesi günü konuşulacak her şeyin dayanağı olur.

Senedin doğurduğu karine dış görünüşe kadar uzanır; kapalı kabın içinde yolculuk boyunca ne olduğunu yedi gün sonra ancak kayıt anlatır. Masaya konan kanıt da çoğu zaman iki şeyden biri oluyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün TRS 992 sayılı raporunun 5 numaralı ekindeki 12 inci ilave, 2.6 numaralı maddesinde pasif kaplarla yapılan karayolu sevkiyatı için kaydedicilerin ürünün yanına ve soğuk kaynağıyla temas etmeyecek biçimde yerleştirilmesini, kapların da yol boyunca açılmamasını istiyor. Kasanın havasını ölçen ünite kaydı aracın çalıştığını gösterir; kapalı kabın içinde ürünün yanında duran kesintisiz eğri ise ürünün ne yaşadığını gösterir. Tartışma da tam olarak bunun üzerinedir.